« Önceki |

22/11/2009

en güzel en yeni karaelli köyü resimleri


22/11/2009

efekt çalışma


19/10/2009

KARGALIK KÖYÜ


kargalık köyünden arkadaşlar elimde olan resimleri yayınlamaya çalışıyom sizlerde mevcut olan kargalık köyüne ait resimler varsa kafkas66-@hotmail.com adresine yolarsanız mutlaka yayınlarım

KARGALIK  KÖYÜ ŞEHİDİ   RUHU ŞAD OLSUN



 

Kargalık köyü bizim karaelli köyüne yaklaşık 3 km uzaklıktadır kargalık köyü de  kararelli köyü gibi 1864 yıllarında kafkas sürgünü sonucu şimdiki bulunduğu  yere yerleşmiş çoğunluğu çerkeslerin Şapsığ kolundandır.İki köy arasında akrabalık ilişkileri çoktur  ve aynı ismi taşıyan sülalelerde dikkat çekmektedir aynı zamanda benim annemde kargalık köyündendir.

Düğünler birlikte yapılır cenazelerde acılar birlikte paylaşılır

KARGALIK KÖYÜ TARİHİ

Köyün adı "kargalık" çevresine göre yüksekte olduğu için kışın yağan kar mayıs sonlarına kadar erimediği için köyün adına (kar'galık)demişler köyün yerleşme tarihi(1800'lüyılların sonlarına doğru olduğu sanılmaktadır çünkü 1864 kafkasya sürgünün den geldikleri için köy köy halkının ikinci yerleşim yeri olduğusanılıyor bu konuda netbir bilgiyok. köy kurulmadan önce köyün yerinde Romalıllar ve daha sonra ermenilerin yaşadığıbiliniyor. Günümüzde define avcılarının yaptığı kazılarda çıkan taş ve benzeri şeyler bunun kanıtıdır.

 

KÜLTÜR

Kargalık köyü kafkasların sapsığ kabilesin dendir.gelenek ve göreneklilerine kafkasyada olduğu gibi burada da bağlıdır halen kendi aralarında çerkez dilini konuşmaktadırlar. kendilerine özgü yemekleri ( metaze,velibağ,sipsi,fıtcın,halüje,cıngırdış)halen yapılmaktadır

 

COĞRAFYA

Yozgat iline 102 km, Sarıkaya ilçesine 24 km uzaklıktadır Köyün iklimi, karsal iklimi etki alanı içerisindedir

 

EKONOMİ

Köyün ekonomisi tarım hayvancılığa dayalıdır Genelde buğday,arpa çavdar nohut ve mercimek yetiştirilir

 

KÖYDEKİ  SÜLALE  ADLARI

 Bildiğim kadar ile  Kocas, Hağur , Hatkı,huştu,cacun,hatho,acümüj,köküs,nepsey,

KÖY MUHTARI

Ramazan DOĞAN


dayım  yusuf 

 
kargalık köyü  uydudan görünümü

Arkadaşlar geçen gün Sivas’tan Ahmet Bekir bey kargalık köyü ile ilgili yazının yorum kısmında bahsettiği konu hakkında  yardımcı olabilecek    birisi  varsa bu sayfanın yorum kısmına yazarsa veya  sevinirim

 

Ahmet Bekir BAŞARAN | Tarih: 10/2/2008
geçmişimizle alakalı yapmış olduğum araştırma sonucu dedem ali başaran ın babası ahmet onun babasınında hasan isminde birisi olduğunu ve hasan dedenin kardeşleri ile büyük sürgün sonrası anadoluya geldiğini öğrendim..hasan dede şimdi oturduğumuz sivas gemerek Eğerci kasabasına yerleşirken diğer kardeşleri Kargalık a gitmişler..şu an kaldığımız yer de sadece bizim aile çerkes olunca ne dil ne de örf ve adet olarak varlığımızı devam ettirebilmişiz.şapsığ ve dolayısı ile çerkeslikle tek bağlantı noktamız şu anda Kargalık köyündeki tanımadığımız akrabalarımız.sizden bu konuda yardım istirham ediyorum....e mail adresim ahmedbasaran@mynet.com

 

4/8/2009

karaelli köyü çeşmeleri


PSINEJ

MEZARLIK ÇEŞMESİ



ALAŞLARIN ÇEŞMESİ (ALAŞEPSINE)

BÜYÜK ÇEŞME (PSINEFFO)

BÜYÜK ÇEŞME (PSINEFFO)

HASANIN ÇEŞMESİ (HASANIM YIPSINE)

ŞOAGELERİN  ÇEŞMESİ (ŞOAGE PSINE)

NAYILIN ÇEŞMESİ (NAYİLİM YİPSİNE)

HAFIZIN ÇEŞMESİ (HAFIZIPSINE)



fotoğraflar: ugurcanbolat.com

14/7/2009

karaelli köyünden kareler

AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLAYARAK DİĞER RESİMLERE ULAŞABİLİRSİNİZ
http://www.panoramio.com/user/2533124








23/5/2009

büyük çerkes sürgünü


21 Mayıs 1864 tarihi Kuzey Kafkasya halkları için kara bir gündür. İşgalci Ruslar’a karşı 300 yıl devam eden özgürlük mücadelesinde soykırıma uğrayan Çerkesler’in sağ kalanları topluca vatanlarından sürgün edilmişlerdir. Dünya tarihinde görülmemiş bir vahşete sahne olan Kuzey Kafkasya halkının dramı, tarih sayfalarına yeterince aktarılamamıştır. Doğu'da İmam Şamil önderliğinde yürütülen mücadele 1859 yılında sona erince, Ruslar tüm güçleri ile Batı Kafkasya’ya saldırdılar. Batı Kafkasya’daki Çerkes kabilelerinin direnişi çok sert oldu. 1859 yılından 1864 yılına kadar devam eden mücadelede tarihin kaydettiği en büyük soykırımlardan biri yaşandı.

Akan Çerkes kanları 20 kilometre uzaktaki Karadeniz’e ulaştı 21 Mayıs 1864 tarihinde Karadeniz kıyısında, Soçi şehri yakınlarında Kabaade Vadisi’nde, son Çerkes direniş gücü olan Ubıh kabilesine mensup 20000 Çerkes savaşçısı kendilerinden kat kat üstün olan Rus kuvvetlerine karşı bir tek fert kalmamacasına yiğitçe direnip şehit oldular. Karadeniz’e 20 kilometre mesafede olan savaşta dökülen Çerkes kanları Kabaade Vadisi’nde akan Açepsu deresinden Karadeniz’e ulaştı. Bu yaşanan öyle büyük bir vahşetti ki, savaş öncesi 1859 yılında Karadeniz kıyısında tahmini olarak yaşayan üç milyon civarındaki Çerkes’ten sadece dağların derinliklerine sığınan birkaç bin kişi kurtulabilmiştir. Bu durumu günümüze endekslersek daha iyi anlayabiliriz. Kafkasya’nın güneyindeki Soçi kentinden kuzeye doğru Krasnodar ve Taman yarımadasına kadar uzanan Çerkes topraklarında 1825 yılında Çerkes nüfusu üç milyonu aşkındı. Rus nüfusu ise neredeyse sıfıra yakındı. Yıl 2009 aynı topraklardaki dengeyi öğrenmek ister misiniz? Kuzeydeki Adıgey Cumhuriyeti’nde yaşayanlar dahil Çerkes nüfusu 150 bini bulmamaktadır. Buna karşılık Rus nüfusu yüzde doksan oranındadır. Çerkes halkı 5000 yıllık vatanlarında Ruslar tarafından soykırıma uğratılmış, sağ kalanlar da vatanlarından sürülmüşlerdir. Ruslar öyle vahşi davranmışlardır ki, boşaltılan Çerkes köylerinden iz kalmaması için bütün evler yakılmış, meyve ağaçları kökünden kesilmiş geçmişe ait iz bırakılmamaya çalışılmıştır. Buna rağmen izleri yok edememişlerdir.Karadeniz’den içeri dağlara doğru çıktığınızda bu izleri halen görebilirsiniz. Ruslar’a inat halen dağların içinde eski Çerkes yerleşim yeri olduğu anlaşılan yerlerde meyve veren elma ve armut ağaçları dimdik ayakta duruyor. Ruslar bir dili ve bir halkı tamamen yok ettiler 1991 yılından beri Kafkasya’yı defalarca ziyaret ettim. Orada atalarımın 150 yıl önce yaşadıkları yerleri görmek istedim. Bir zamanlar milyonlarla ifade edilen Çerkes’in yaşadığı topraklarda Soçi; Lazarevski ve Tuapse şehirleri çevresinde bugün yaklaşık olarak 15 bin civarında Şapsığ kabilesine mensup Çerkes yaşıyor. Bütün bunlardan daha acı ve dramatik olanı 150 yıl önce Soçi şehrinin sahipleri olan Ubıh kabilesi Ruslar tarafından tamamen yok edildi. Dünya kültürünün en önemli miraslarından biri sayılan Ubıh dili yok oldu. Dünyanın ünlü filologlarının Ubıh dilini kurtarma çabaları sonucu bu dili konuşan son insanlardan derlenen kelimelerle Ubıhça’nın son sözlüğü yapıldı. Ubıh dili XX. yüzyılda göz göre göre yiten bir dildir. Bu dilin yok olmasının baş müsebbibi Çarlık Rusya’sıdır. Ubıh kabilesi öyle büyük bir soykırıma uğratıldı ki, halkıyla birlikte dili de yok oldu. Hür ve medeni dünya geçmişte yaşanan olaylardan o kadar habersiz ki, Ruslar soykırım yaptıkları bir coğrafyada, halkını toptan imha ettikleri Kabaade düzlüklerinde 2014 Soçi Olimpiyatları’nı tertip ediyorlar. Onbinlerce Ubıh’ın kanının döküldüğü ve şehitlerin toprak altında yattığı yerlerde barışın ve kardeşliğin timsali olan olimpiyatlar düzenlenecek. Ruslar soykırım uyguladıkları için hesap verecekleri yerde ödüllendirildikleri için aynı suçu defalarca işliyorlar. Çok uzak değil 1994 ile 2009 yılları arasında bir milyon nüfusu olan Çeçenistan’da 250 bin sivil Çeçen’i katletmişlerdir. Karadeniz’in bütün sahilleri can pazarıydı Son Çerkes askeri birliğinin son neferine varıncaya kadar savaşarak şehit olmasından sonra, savaşı yöneten Çar Naibi Grandük Michael’in yayınladığı genelge Rus acımasızlığının bir belgesiydi. Grandük Michael Çerkesler’e hitaben yayınladığı genelgede “ Size bir ay süre veriyorum. Bir ay içerisinde ya Kuban ötesinde gösterilecek yere gidersiniz ya da Osmanlı topraklarına gidersiniz. Bir ay içerisinde sahile inmeyen köylüleri ve dağlıları savaş esiri sayıp ona göre işlem yapacağız” diyordu Bu genelge karşısında çaresiz kalan Çerkesler, 1864 Mayısı’nın sonlarında bulabildikleri tüm vasıtalarla ülkelerini terk etmeye çalışıyorlardı. Bu öyle dramatik bir olaydı ki, insanlar binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan koparılıyordu. Kafkasya’nın bütün sahilleri çıkış noktası olmuştu. Novorosisk Anapa, Zelencuk (Gelincik) Tuapse, Soçi, Adler, Sohum kısacası gemi yanaşmaya müsait her yer vatanlarını terk etmeye mecbur bırakılan Çerkesler’in çıkış yerleriydi. Çaresiz insanlar limanlarda son kuruşlarına kadar soyuluyordu. İnsafsız gemi ve tekne sahipleri aç gözlülüklerinden dolayı gemiye istiab haddinden fazla yolcu alıyor, elverişsiz ortamlarda kalan yolcular bulaşıcı hastalıklara yakalanıyor, gemiler günlerce Karadeniz’in azgın dalgaları arasında kalıyordu. Hastalanıp ölen yolcular, tayfalar tarafından denize atılıyordu. Ölen yakınının denize atılmasını istemeyen ve cesedini saklayan yolcular, farkında olmadan hastalıkların artmasına sebep oluyorlardı. Bu öyle müthiş bir dramdı ki, yüreklerin dayanması mümkün değildi. Ruslar tarafından zorla kıyıya indirilen bazı Çerkes ailelerinden ana,baba,kardeşin ayrı ayrı gemilere bindirilerek birbirinden kopartıldığı oluyordu. Çerkesler arasında bu olayları anlatan sayısız şarkı ve ağıt yakılmıştır. Sürgün sırasında yakılan ağıtlardan “İstanbulako”(İstanbul Yolculuğu) halen Çerkes halkı arasında söylenen en yaygın ağıttır. Gemilere binen ya da bindirilen insanların nerelere yerleştirilecekleri bile tam belli değildi. Ruslar tarafından ülkelerinden sürülen Çerkes mültecilerinden Osmanlı’nın kabul ettiği rakam aslında elli bin civarında idi. Ruslar’ın vatanlarından sürdüğü insan sayısı tam olarak bilinememekle birlikte, ittifak edilen rakam 1.500.000 civarındadır. Sürgün sırasında tahtta bulunan I. Abdülhamit’in annesinin Çerkes olması Osmanlı’nın sınırsız mülteciye kucak açmasına sebep olmuştur. Sürgün sırasında yaşanan felaketler o kadar yürek parçalayıcı olmuştur ki, bu olaylar yaşanırken şahit olan, aralarında Ruslar’ın da bulunduğu bir çok gözlemci yazılı belgelerle tarihe not düşmüşlerdir. Bunlardan bazılarını sizlere sunuyorum; Fransız Gazeteci A. FONVİLL: “Gemicilerin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik gemiye 200-300 kişi alıyorlardı. Biraz su ve ekmekle yola çıkmışlardı. 5-6 günü aşınca bunlar tükeniyor ve açlıktan salgın hastalıklara yakalanıyorlar, yolda ölüyorlar ve onlar da denize atılıyorlardı. 600 kişiyle çıkan gemiden ancak 370 kişi sağ çıkabilmişti.” Rus Araştırmacı A.P.BERGE: “ Novorosisk Koyu’nda 17.000 kadar dağlının toplandığı kıyıda gördüklerimi unutamam. Onların bu durumunu görenler Hıristiyan da olsa, Müslüman da olsa, ateist de olsa dayanamaz, çökerdi. Kışın soğuğunda, karda evsiz, yiyeceksiz ve doğru dürüst giyeceksiz bu insanlar tifo, tifüs ve çiçek hastalığının pençesindeydiler. Anasız kalmış çocuklar ölmüş annelerinin göğsünde süt arıyorlardı... Rus tarihinin yüz karası olan bu acılı sayfa Adige tarihi açısından büyük zararlara yol açtı. Sürgün, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerinin tarihini ve politik bir birlik olma sürecini uzun yıllar kesintiye uğrattı.” Prof. Kemal KARPAT: “Ruslar, Çerkesler’i tamamen imha ederek dağların iç kesimlerine, Çerkes mevzilerine doğru adım adım ilerlediler. Teslim olanlara 3 seçenek sundular: a)Kuban Vadisi’ne gitmek, b) Çar ordusuna katılmak, c) Hıristiyan olmak. Kabul etmeyenler Osmanlı ile Ruslar arasındaki bir anlaşma uyarınca göç ettiler. 1862-1870 arasında gelenlerin sayısı 1.200.000-2.000.000 arasındadır. Sahilde ölenlerin sayısı 500.000 den az değildir. Ayrıca Balkanlar’a giden Çerkes sayısı da 400.000 civarındadır. Halifelik yükümlülüğü, nüfus kazanma ve iyi asker sağlama gibi hesapların olduğu da biliniyor...” Kont Lev TOLSTOY: “Köylere gece karanlığında dalıvermek adet haline gelmişti. Gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerinin, ikişer üçer evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi ki, bunları hiçbir rapor görevlisi aktarmaya cesaret edemezdi...” N.N. RAYEVSKİ: "Bizim Kafkasya’da yaptıklarımız, İspanyolların Amerika topraklarında yürüttükleri savaşların olumsuzluklarının aynısıydı. Dilerim ki, Yüce Tanrı Rus tarihinde kan izlerini bırakmasın...” Yukarıdaki ifadelere benzer sayısız gözlemci raporları mevcuttur. Bütün bunlara rağmen dünya Çerkes soykırımı karşısında sessiz kalmıştır. Yaşanan vahşet kısa bir makalenin satırlarına sığmayacak kadar büyüktür.

Mehdi ÇETİNBAŞ Kaleminden

16/4/2009

üşüyordu!..

MUTLAKA OKUMALI BU SLAYTI

31/3/2009

karaellli köyü yeni muhtarı

karaelli köyü  muhtarlık seçimlerini  guyug'lerin İsmail  kazandı.
karaelli köyüne  yeni muhtarı  hayırlı olsun İsmail muhtara başarılar


18/3/2009

FERHAT ARİNAN

    Bugün 18 Mart Şehitler Günü

bugün , vatanın bütünlüğü ve ulusun güvenliği için canlarını hiçe sayan aziz şehitlerimizi anma günü.. bugün 18 Mart Şehitler Günü.. Bu özel günde, tüm yurtta şehitlerimizi anma törenleri düzenlenecek. Aziz şehitlerimizin ruhları şad olsun

ŞEHİDİMİZ: Ferhat ARİNAN (HANTUV)


30 mart 1995 yılında merkez ırak'ın kuzeyinde şehit olmuştur 

 Şehit haberi aldığımız her gün köyümüzün verdiği ilk ve tek şehidimiz Ferhat'ı birkez daha  hatırlıyoruz bütün şehitlerimizin ruhları şad olsun

 

BİR ŞEHİT EŞİNİN MEKTUBU

 

Sevgilim ;

           Ölüm denen o yoğun, kör karanlığın kederini, kahredici yalnızlığını ancak ben gibi ayrılıklara mahkum edilenler bilir.

Sen kahpe kurşunlarıyla son nefesini verdiğin gün ben de dilimi mühürledim. Baban "vatan sağ olsun, bir evladım daha var, o da feda olsun" diye ağlarken, 7 aylık oğlunu "emanetin" diye kalan son gücümle sıkı sıkı sarmıştım da nedense ayaklarım beni taşımıyordu. iki yanımdan koluma girmişlerdi, o an kalabalık bana çok gelmişti.. Kim bilir kaç kişilerdi.. Kasaba halkının yarısı arkamızdan geliyordu.. En önde giden sen! üstüne örtülmüş al bayrağımdan gözlerime kızıl miller çekiliyordu. Son kez telefonda duyduğum sesin beynimde yankılanıyordu. "hepinizi çok özledim." "özledim." "özledim."

Susmuştum..
Oğlan büyüdü artık, her geçen gün biraz daha sana benziyor. Resimlerden tanıdığı sana özenerek saçlarını sen gibi tarıyor. O güldüğünde sanki sen gelip oturuyorsun karşıma. İçim ılık ılık kanıyor ama ne o gün ne ondan sonra, her sabah uyandığım ıslak yastığımı saymazsak, hiç ağlamadım.. Kavlimiz vardı unutmadım, "neden" diye hiç sormadım, bir kahpe kurşunla yıkılmadım, rabbim verdi sabrını ne boyun büktüm, ne senden vazgeçtim..

Her gelen kara haberde, hangi şehrin şehidiyse oranın valisi, kaymakamı, esnafı, askerler, tanıyanlar, yakınlar. Şimdiye değin ağıtlarla, bayraklarla uğurladıklarımız kadar olmasa bile yine de kalabalıklar. Televizyon ekranından geçiyorum, ben de yürüyorum onlarla. Birkez daha. Birkez daha.

Sevgilim,
Sen de oralardan görebildin mi bilmem, bu günlerde buralarda zamansız bir kırlangıç fırtınası var. Hangi televizyonu açsam, bir kahramandan söz ediliyor. Gazeteciymiş.. Ürkek bir güvercin gibiymiş.. İnsanlar gözyaşları arasında onun ne kadar mert, ne kadar vatansever olduğunu anlatıyor. Gündüz gözü şehrin tam ortasında vuruvermiş zalimler. Gördüm adamcağızın nasıl yattığını o soğuk taştan kaldırımda. Üzerine gazete örtmüşler. Ayakkabısı da yırtıkmış. İçim acıdı.

Sahi sevgilim, operasyona gittiğiniz dağda, gecenin ayazında o karların arasında vurulduğunda karnın tok muydu? Üşümüş müydü ellerin, esen deli rüzgar yaşartmış mıydı gözlerini? Bölücü hainlerle çatışırken, sağınızda solunuzda bombalar patlarken ne geçmişti aklından en son? Bunları bilememek koyuyor insana, yine de mayınlara verdiğimiz şehitlerimizi düşününce şükrediyorum.. Hiç değilse sen parçalanmadın, vatan toprağında bütünsün, vedalaşırken kaskatı elini tutabilmiş, uzun uzun yüzüne bakabilmiş, mühürlediğim dudaklarımla solgun, soğuk alnından öpebilmiştim.

Diyorlar ki öldürülen gazetecinin adı hrant dink'miş, Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde Türklüğe hakaretten yargılanmış.. Kibarlık olsun, Türkleri incitmesin diye ermeni soykırımı oldu demiyormuş da, Türkiye Ermenilere karşı suç işlemiştir bu suçu kabul etsin, iki devlet aralarında anlaşsın, gereken yapılsın diye yazıyormuş, söylüyormuş. Ermenistan da Türkiye'den toprak istiyormuş. Sen gibi şehit olanların canıyla kazanılan vatanın birazını "bize verin" diyormuş.

 

Günlerdir televizyonlarda bu gazeteci var sevgilim. Günlerdir kırlangıç fırtınası dinmiyor. Hükümetten birileri önermiş, hrant dink Türk Bayrağına sarılsın demişler. Köşe yazarları da "şehide ağıt" yazmışlar. Bize vatan uğruna ölenlerin şehit olduğu öğretilmişti.. Bayrak, vatan uğruna, vatana hizmet ederken can verene sarılır bilirdik.

Cenaze törenini canlı yayınla verdiler. Hem de dünyanın her köşesinde. Ben de senin ve sen gibilerin cenazesini kalabalık sanırdım. Bütün yurt bizle ağlıyor, terörü lanetliyor bilirdim. Yurdun dört bir yanından çoluk çocuk, yaşlı, genç demeden koşturup gelenleri görmeliydin. Mahşer yeri gibiydi ortalık.. Hepsinin ellerindeki pankartlarda "hepimiz ermeniyiz" yazıyordu. Ne çok ermeni varmış, şaşırdım! sadece onlar mı? Türkiye'yi düşman belleyenler de davetle gelmiş. Geliş paralarını da devlet ödemiş. Bu defa geçemedim ekrandan.. Yürüyemedim onlarla.. Burada cenaze böyle törenle defnedilirken, ermenistanda da "soykırım anıtı" önünde tören yapmışlar... Acaba orada da "Hepimiz Türk'üz" diyenler oldu mu?

Hani son konuşmamızda susmuştum.. İçimdeki korkuları göstermemek için boğazım düğümlenmiş, sesim çıkmamıştı. Şimdi söylüyorum. "ben de seni ben de seni. Bilemezsin ne çok özledim sevgilim"

Artık dilimdeki mührü çözüyorum, içimde biriktirdiğim feryadı salıyorum, gittiği yere gitsin kırlangıç fırtınasıyla. Böldürmemek için her biriniz siper ederek bedenlerinizi feda olmuştunuz vatana. Sizler kara toprağa bizlerse diri diri boşluğa gömülürken arkanızda yurdun dört bir yanından gelen "ermeniler" yürümemişti.. Hiçbir yabancı televizyon acılarımızı dünyaya göstermemişti.. Karalara bürünen hayatıma, babasız büyüttüğüm evladıma karşın, yurdun dört bir yanında "hepimiz ermeniyiz" diye haykıranlara da helal ettim hakkımı !!!!!

 

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.!!!!!!!!!!!!!!