Get Your Own Player!


FLASH PLAYER


« Önceki | Sonraki »

3/8/2008

BU KADAR SEVEBİLİRMİSİNİZ?

 

  

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse,kız ise ablasında...Sırf birbirlerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

  Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki...            

   Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...

  "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam da "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

   Bazen  eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir notgörürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...."  Kütüphanenin ikincirafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek,kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

   Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı.  Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı.

   Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık"levhası asılı olan.

"Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..."

"Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

   Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu, adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı:

"Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en  iyisi o evi unut..."

   Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

   Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra

sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen

karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları

kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

   Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen onasımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkaretmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

   İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini

öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

   Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya

ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:

"Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim Sana bu kutuyu vermemi istedi.

"Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadınHemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden onra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda.

İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu;

"Seni çok sevdim",

"Seni sevmekten hiç vazgeçmedim",

"Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." 

"Fakat benim için ölmeni istemedim"

"Şimdi bana söz vermeni  istiyorum."

"Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım.....

 ALINTI

 

 

 

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

1/7/2008

hasibe velıbah yapmayı öğreniyor


- Funny video clips are a click away

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

19/6/2008

karaelli köyü özlemi


- These bloopers are hilariousPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket

23/5/2008

Çerkes Ali paşa'nın Tahsildarlık Günleri

Çerkes Adil Paşa'nın Tahsildarlık Günleri

Yazar : Mahmut Şenol.   


Papirüs.   

Yayın Tarihi: Aralık 2007

1942'de çıkarılmış Varlık Vergisi için gezici tahsildarlık görevi alanların başında Çerkes Âdil Efendi gelir

Ülkesine, devletine, vatanına, milletine hizmet aşkıyla binbir maceranın içinde kalan Çerkes Âdil daha ilk baştan kendisini Paşa ilan edecek kadar hayâl ve hikâye hevesindedir

Onu 'paşalığa”'yüreklendirenlerin başındaysa onbaşı Beşir Yaman vardırİkisinin karşılaştıkları maceraları

 Don Kişot'la Sancho Panza'nın yaşadıklarına benzetenler de çıkacaktır

Yakın tarihimizden izlerin de içinde masalsı bir dille anlatıldığı, herkesin merakla okuyacağı bir yapıt

 

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

12/5/2008

janset karabulut

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

11/5/2008

hayrunnisa akyolal

Doşhogların murat'ın biricik kızı

 

 

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

10/5/2008

anneler günü

Bu gülde bizden bütün annelere gününüz kutlu olsun

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

9/5/2008

canın yandımı yavrum

Zamanların birinde genç yakışıklı bir adam kötü kalpli güzel bir kıza aşık olmuş. Gün gelmiş genç adam kötü kalpli kıza evlenme teklif etmiş.
Kız:
Kabul ederim ama bana sevgini ispatlamalısın. Demiş
Genç adam:
Nasıl? Ne yapmamı istersin?
Kız biraz düşünmüş ve sonra:
Buldum! Bana annenin kalbini getireceksin, köpeğime yedireceğim.
Genç adam şiddetle:
Hayır! Bunu yapamam der.
Kız:
Ozaman beni sevmiyorsun! Eğer beni gerçekten seviyorsan bana annenin kalbini getireceksin…
Genç adam bunun üzerine oradan ayrıldı. Günlerce düşündü taşındı. Ne yapmalı? Ne etmeli diye diye kendi kendini yedi. Bir tarafta annesi, bir tarafta sevdiği kadın. Sonunda genç annesinin kalbini çıkarmaya karar verdi. Annesini öldürdü ve Annesinin kalbini çıkarıp bir mendile koydu ve kızın evine doğru gitmek üzere evden ayrıldı. Yolda giderken birden ayağı bir taşa takıldı ve adam bir yana, annesinin kalbinin sarılı olduğu mendil bir yana uçtu. Genç adam canı yandığı için:
Ah! Anam… diye haykırdı. Bunun üzerine annesinin mendile sarılı, tozlar içinde kalmış kalbinden şöyle bir ses yükseldi:
Canım yavrum canın yandımı???

Annelerin hakkı ödenmez  tüm annlerin gününü kutluyorum

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

27/4/2008

çerkes atasözleri

Aklı olmayan fakirdir 
Akıllı kişiyi sırtında taşısan dahi yük gelmez 
Akıl malın en kıymetlisidir. 
Ağızdan çıkan söz namludan çıkan kurşun gibidir. 
Atın başı geçtikten sonra kuyruğundan yakalamağa kalkma. 
Atı kaybolanın kulağından at sesi gitmez 
Açlık korkağı da yiğit yapar. 
Atına binince düşman,inince dost gibi davran 
Atına dostun gibi bak, düşmanın gibi bin.. 
Az çoğun aracısıdır
Biçmesini bilmeyenin orağı kördür 
Başlanmış işi olmayanın bitmiş işi olmaz 
Bilmediğini söyleme,söylediğini inkar etme 
Bir kere tökezleyen şaşı,iki kere tökezleyen kördür 
Belayı arayıp takılma,sana takılmışsa korkma 
Beşiği yapılıp mezarı kazılmayan yoktur 
Bir kıvılcım bütün köyü yakar 
Birlik olan sürü için kurt korkulacak şey değildir.
Candan önce onur gelir.
Çoban kötü olursa koyunları kuzgun dahi götürür 
Çığ'ı bir küçük serçe harekete geçirir 
Çağırana, seni öldürecek ise de git. 
Çerkeslerin en fakiri dahi konuk sahibidir
Dil safradan acı,baldan tatlı,kılıçtan da keskindir. 
Delinin bey'i olmaktansa akıllının kölesi olmak daha iyidir 
Deli bile konuşuncaya kadar akıllı zannedilir 
Deriyi yüzsende gönüldekini alamazsın 
Düşünüp konuş, bakınıp otur 
Çizmedin ki kesesin
Ecel insanın koynunda yatar 
Ecel ne acele eder, nede gecikir 
Eceli arama. O seni bulur 
Eski dostunla yaptığın gizli işi yeni dostuna güvenip söyleme 
Eski yolu ve eski dostu terketme 
Evinde kendini eğit,topluma öyle gir 
Evinin avlu kapısına kadar seni geçirmeyenin evine gitme 
Eşek köpege ot vermiş köpek eşege et ikiside aç kalmiş
Fakirin dünyası sonbahar gibidir. 
Fakirin lambası Ay'dır 
Fakirin ipini zengin eskitir.
Gönül yaşlanmaz 
Geçmişi olmayanın geleceği de yoktur. 
Genç geleceği ümid ederek yaşlanır,yaşlı geçmişi hayal ederek ölür 
Gözün beğendiğini kalp de beğenir. 
Günde bir kere babasının huyu oğlunda görülür 
Güzel söylersen güzel cevap alırsın. 
Güzel; iyi olandır. 
Güzeli güzelleştiren huyudur.
Hediye değil sevgi değerlidir
İp uzunsa,söz kısaysa makbuldür 
İlim ile sanatın fazlası olmaz. 
İhtiyar kimse çocuk gibidir. 
İyi at iyi arkadaş gibidir 
İyi gördüğünü söyler,kötü verdiğini. 
İyi komşu kardeş sayılır 
İyi komşu uzaktaki akrabadan öncedir 
İyi yaşlı olmayan yerde iyi genç olmaz 
İyilik kötülüğü öldürür 
İyiyi bilmiyorsan değerli olanı seç 
İçeceğin suda köpek öldürme.
Konuşana değil bilene bak 
Kuşu yükselten kanat,İnsanı yükselten akıldır 
Kitap ilmin anahtarıdır. 
Kibirlenmek deli işidir 
Kadından utanmayanda yüz yoktur 
Kadının el mahareti aklını gösterir 
Kadının olduğu yerde kılıç çekilmez 
Kafa bomboşsa ayağa yazık olur. 
Kalbinde iyilik olmayana iyilik gelmez 
Kalp kalbe karşıdır. 
Kıskanç insan gizli düşmandır. 
Kısmet gelecek olursa yün iplik getirir,gidecek olursa demir zincir dahi tutamaz 
Kıtlık akrabayı unutturur 
Komşuya değer vermeyen kendini değersiz kılar 
Kötü yoldaş kötü silah gibidir 
iyilik iyi bir şeydir
Maharetle bilgi kardeştirler 
Misafir herşeyden önde gelir
Mezartaşı kaybolur,şarkı kaybolmaz 
Öküze iltifat et,at ile kavga
Sudaki sögüt,bedendeki kalp çürümez. 
Saadet misafir yolcudur. Gelir,gider. 
Sevgi ateş değildir.Yandığında söndüremezsin. 
Sevgi kuvvetle alınamaz 
Söylenmeyen şey duyulmaz. 
Su akacağı yolu kendi bulur,Sen Gideceğin
Utanması olanın nasibi de vardır. 
Utanması olmayandan daha kıymetsizi yoktur. 
Umudun olmazsa, İşin olmaz.
Ümit atadan kalma mirastır 
Ümit uzun ömürlüdür
Vakit altından daha değerlidir 
Yanında iyilik bulunmazsa kuru güzellik bir şey ifade etmez 
Yaşlımım sözü,gencin aklını yener 
Yaşlısı olanın kuralları vardır 
Yaşlısına saygısı olmayanın kendisinede saygısı yoktur 
Yaşlıya iltifat et gence güvence ver 
Yaz fukaranın cennetidir. 
Yiyeceğini kötüleyen kişinin sofrasında yemek yeme 
Yoldaşın korkaksa ayı ile boğuşma. 
Yüze karşı övgü arkadan yapılan yergi gibidir
Zora düşen düşmanın da olsa yardım et 

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
Ninja!